Mercek Altında

ABD’nin Suriye’deki İranlı milislere karşı tekrar eden saldırılarının bağlamı

ABD’nin Suriye’deki İranlı milislere karşı tekrar eden saldırılarının bağlamı

 


24 Ağustos 2022’den bu yana ABD kuvvetleri, Suriye’deki İranlı milislere karşı, daha önce düzenlenen saldırılara kıyasla hedeflerin büyüklüğü ve niteliği açısından eşi görülmemiş bir tırmanma dalgası başlattı. Bu saldırıların sonuncusu bu yılın başında gerçekleşmişti.
ABD güçleri Deyrizor’un batısındaki Ayyaş ile doğusundaki Huvaycetü Sakr ve el-Meyadin’de İranlı milislere ait mevzileri savaş uçakları, helikopterler ve SİHA’lar ile hedef aldı. Bu hava saldırısında 4 savaş uçağı ve helikopter, 9 adet füze ve İHA deposu ve füze rampasını hedef aldı.
Bu saldırı, Suriye’nin güneyindeki Tenef’te bulunan uluslararası koalisyon üssünün, hedefine ulaşamadan vurulan İranlı milislere ait kamikaze droneları tarafından saldırıya uğramasından bir hafta sonra meydana geldi. 15 Ağustos’ta da Deyrizor’un doğusundaki Ömer sahasında uluslararası koalisyona ait üsse saldırı düzenlenmişti.
ABD’nin bu saldırısı angajman kuralları çerçevesindeki bir karşılık vermeden, yani saldırı kaynaklarını vurmaktan ibaret değildi. Bilakis bu saldırı, geniş kapsamlı olup İran’ın Suriye’nin doğusunda kurduğu askeri altyapıyı hedef aldı. Bu da ABD’nin İran’ın Suriye’deki askeri çıkarlarını yıkıcı bir şekilde tehdit edebileceğinin bir göstergesidir.
Bununla eşzamanlı olarak İsrail’in, Hama’nın batısındaki Masyaf bölgesinde İranlı milislere ait antrepolara yönelik hava saldırıları düzenlemesi iki taraf arasında ortak bir koordinasyonun varlığına işaret ediyor. Bu şekilde ABD ve İsrail, İran tarafına herhangi yeni bir nükleer anlaşmanın, Devrim Muhafızları ve onun dışarıdaki kolları, özellikle de Suriye’deki milislerin faaliyetleriyle ilişkilendirilmemesi gerektiği mesajını verdi.
Bu mesajın içeriği, İran Devrim Muhafızları’nın (İDM) bu dönemde tüm milislerini hareket ettirme konusundaki isteksizliğini açıklayabilir. Ayrıca daha önceki gerginlik dalgalarında olduğu gibi bu durum İDM’nin ABD hedeflerini Irak topraklarında değil, sadece Suriye topraklarındaki Amerikan üslerini hedef almaya yönlendirebilir. Bu saldırıların sonuncusu Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani’nin öldürülmesinin birinci yıl dönümünde düzenlenmişti. Bunlara ek olarak bu milisler ve onların Irak’taki siyasi cephesi üzerinde ciddi bir siyasi ve halk baskısı bulunuyor.
ABD’nin bu saldırıyla amacına ulaştığı ve bu sayede İsrail’in ve diğer uluslararası ve yerel müttefiklerinin İDM ve onun dış faaliyetlerine karşı kararlı duruşuna olan güvenini güçlendirdiği açıkça görülüyor. Ayrıca bu saldırı, ABD’nin sadece tepki vermekle kalmadığını, aynı zamanda caydırma gücüne sahip olduğunu ve Suriye dosyasındaki varlığını güçlü bir şekilde sürdürdüğünü gösterdi. Bu da diğer aktörleri, bu varlığı ve hedeflerini aşan politikalar benimsemeye yönelme konusunda yeniden düşünmeye itebilir.
Gerginliğin hızındaki düşüşe rağmen ABD güçleri, İranlı milislerin faaliyetlerini izlemek ve misilleme amaçlı bombalı saldırılar düzenlememelerini sağlamak amacıyla Deyrizor’da Fırat Nehri boyunca helikopterli devriyeleri yoğunlaştırdı.
Sonuç olarak Washington ve Tahran genellikle gerilimi yeniden azaltmayı ve her zamanki asgari düzeyine döndürmeyi tercih edecektir. Çünkü iki taraf da nükleer anlaşma görüşmelerini olumsuz etkileyebilecek çatışmaya veya doğrudan çatışmaya dönüşecek bir aşamaya girmek istemiyor. Ancak bu, milislerin, kendi bölgeleri dışında, örneğin Suriye’de SDG kontrolündeki bölgelerde faaliyet gösteren hücreleri kullanarak doğrudan veya dolaylı olarak Suriye veya Irak’taki ABD çıkarlarını hedef alma ve kartları karıştırma ihtimalini ortadan kaldırmıyor. ABD güçleri de İranlı milislerin konuşlandığı bölgeler ile kullandıkları kara ve su geçitleri üzerindeki hava kontrol operasyonlarını yoğunlaştırabilir.